« Önceki | Sonraki »

22/2/2009

VE, RENKLERİNİ KAZANIR MUTLULUK…


Yazar olan Frances katıldığı bir toplantıda eşi tarafından aldatıldığını öğrenir.* Kitapları dışında tüm eşyalarını eski eşine ve onun yeni sevgilisine bırakarak çeker gider.


Eşyalı küçük bir daireye taşınan Frances mutsuzluktan ölmek üzeredir. Ani bir kararla kız arkadaşlarının uzattıkları uçak biletini alır ve ABD'den Toscana’ya doğru yola çıkar.


Toscana’nın her köşesi tablo gibidir.

İki katlı taş evler gelincik tarlalarının, üzüm bağlarının arasında kaybolmuştur. Ağaçların yemyeşil konturlar oluşturduğu tarlalarda sarının binbir tonu rüzgârla dans eder. Mermer çeşmelerden gürül gürül sular akar. Sokaklar flört eden aşıklarla doludur.


Toscana’da aşkı hissetmemek mümkün değildir.


Frances elinde kalan son parayla eski bir villayı satın alır. Tamirata başladığı evde halen mutsuzdur. Hıçkırıklara boğulduğu bir gün, yaşadığı evin ancak bir düğün ve bir aile ile anlam kazanabileceğini söyler.


Çok yalnızdır.

Eski ev zamanla renklerini kazanır. Frances mutfağında zeytinyağı, balzamik sirke ile tatlanan nefis yemekler pişirmeye ve zamanını dostlarıyla geçirmeye başlar.


Belki biraz mutludur.

 
Tesadüfen tanıştığı İtalyan’a aşık olur. Umut veren bir beraberlik başlamıştır. Bir gün İtalyan sevgili Frances’in evine uğrar. Frances mantar toplamaya gitmiştir ve birbirlerini göremezler. Sevgili bıraktığı notta rüyasında onu beyaz bir elbise ile gördüğünü yazmıştır.


Frances sevgilisine giymek için beyaz bir elbise satın alır ve görmeye gider. Ancak İtalyan sevgili yalnız değildir. Ezberlenmiş açıklamalarla ülkeler değişse de erkeklerin değişmediğini ortaya koyar. Frances aldatılmanın yarattığı yıkımla evine döner.


Çok mutsuzdur.


Umutlarını tüketen Frances başkalarının mutluluklarıyla teselli bulmaya başlamıştır. Hayal kırıklığı yaşayan hamile kız arkadaşı Frances’in yanına taşınır. Bebeğin doğmasıyla ev bir aileye kavuşmuştur. Üstelik küçük bir kır düğününe de ev sahipliği yapar.


Frances dileklerinin gerçekleştiğini fark eder. Başkalarının mutluluğuna tanıklık etmek bugüne dek tatmadığı bir mutluluğun renklerini oluşturmuştur.


Üstelik artık hiç de yalnız değildir.

Yeryüzündeki pek çok kadın gibi küllerinden yeniden doğmuştur.


*Under the Tuscan Sun

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

7 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: amozonik | Tarih: 2009-02-27 10:20:21
    Konu: MERHABA...
    Çok güzel,resimler de anlatımı tamamlamış.
    Yüreğine,kalemine sağlık...

    Uzun zaman oldu..

    sevgi ile..

    Bağlantı »

  2. Yazan: SeV@L | Tarih: 2009-02-26 11:09:37
    Konu: Günaydınn, tünyadın ya da iyi akşamlar. Aslında sadece merhaba da olur. Şu konu kısmı çok geriyor beni. :)
    Jto'nun blogunda "Kızgın Güneş" hakkında yaptığın yoruma bayıldım. Çok güldüm, Allah'tan ofiste kimse yoktu. Daha öncede söylediğim gibi film isimleri Türkçe çevirilerinde garipleşiyor biraz. :)

    Bu arada Jto'nun kınamasını gördüm. :) Ama 30 ya da 24 hepimiz aynıyız anlaşılan, rakamlara takılmayalım.:)

    İkinize de hayranım gerçekten.

    Sevgiler...

    Bağlantı »

  3. Yazan: jto | Tarih: 2009-02-24 08:08:16
    Konu: jto
    ah bu da seyirlikler arasında. bu arada 24'lük Seval'in yorumunu kınıyorum ;))

    Bağlantı »

  4. Yazan: Asitavandas | Tarih: 2009-02-23 16:06:15
    Konu: MEKİK
    Şimdi aşk kaçmış bir ilmektir gövdenin örgüsünde,
    Uykusuz bir gecenin çitlerine takılan.
    Sökülür durmadan uzayan ipliğiyle,
    Ürkek bir güvercin halinde.
    Ve sen eksildikçe o güvercin tamamlanır,
    Kanatlanır böylece köpüren özlemiyle.
    uçar gider geçmiş bir günün ardından,
    Bir tüy kalır geriye senin bittiğin yerde.

    M. Altıok

    ***
    En sevdiğim şairlerden en sevdiğim şiirlerinin alıntılarını yapıyorsunuz. Neredeyse beni tanıdığınızı düşüneceğim.

    IHLAMUR

    Düzenleyen beyaztuval gün: 23/2/2009 saat: 16:55

    Bağlantı »

  5. Yazan: SeV@L | Tarih: 2009-02-23 10:37:07
    Konu: İstanbul'un Karları Altında
    SeV@L 24 yaşına gelmiş ve arkadaşları bir bir evlilik haberlerini verirken, kendisinin şu yaşına kadar doğru dürüst bir ilişkisi bile olmadığını farketmiş ve yıkılmış bir kadındır. Yıkıldığı yetmezmiş gibi hain arkadaşları da O'nunla her fırsatta dalga geçmektedir. :))

    Karlı bir İstanbul sabahı yine yollarda çilesini doldururken, doğanın en güzel olaylarından birisi bile onun için işkence olmuştur. Saçları bozulmuş, ayakları ıslanmıştır.Yüzünde devasa bir sivilcesi bile vardır. Çareyi aynaya bakmamakta ve çizmeleri çıkarıp iş yerindeki terlikleri giymekte bulur. :)) O artık terlikleriyle mutlu ve mesuttur. :P

    Çok uzattım biliyorum. :)

    Televizyonda "Kızgın Güneş" diye yayınlanır bu film arada sırada.(Filmlerin isimleri Türkçe'ye çevrilince garip oluyor bazen.:)) Ben her seferinde izlerim. Çok güzel bir filmdir. Çok güzel bir sonla biter. İnsanın içinde bir ışık yakar.

    Sevgiler... :)

    Bağlantı »

  6. Yazan: by a unlucky man | Tarih: 2009-02-22 21:07:23
    Konu: ..
    ülkeler değişir ve değişmez kadınlar,

    ve ülkeler değişse de değişmez erkekler,

    ve değişmez karşılaşılan insanların bazıları.

    insan kendinden başlamalı.

    Bağlantı »

  7. Yazan: By Nester | Tarih: 2009-02-22 02:26:22
    Konu: ...
    Finali sevdim...

    Ama unutma, kadınlar da ya eski kadınlar değil, ya da hep böyleydiler.
    Böyleydiler sözcüğünün içine girmek istemiyorum. Herkesin böyleydisi başkadır neticede. Ama şunu diyebilirim; en fazla bir erkek kadar güvenebilirsin artık bir kadına...

    Başa döneyim; finali sevdim...
    Mutluluğun ilk şartını, bir başka insanlı konfigürasyonlar üzerinden kurgulamışsak; o insanı bulduğunu sandığın ile yanıldığını sandığın, sonra yine o insanı bulduğunu sandığın sürecin adı olur yaşam. Öyle biri varsa mutluluk vardır, yoksa yoktur gibi sığ bir anlamı yücelterek geçer ömür...
    Oysa filmin finali demiş ki bana göre; mutlu olmak, içimizdeki kişiyle mutlu bir çift olmaktan geçer...

    Bunu bir yere yazayım. Büyük bi laf ettim sanki...

    Bağlantı »