« Önceki | Sonraki »

10/2/2009

TAKVİM YAPRAKLARI BAHARI GÖSTERDİĞİNDE

Aşklar çilek kokuludur, mutluluklar çikolata tadında. Talihsiz yüzyılımızda aşklar ve mutluluklar yok olmaya yüz tutmuşken... Etrafımda aşktan yoksun kadınlar, mutsuz erkekler çığ gibi büyürken...


Çilekli çikolatada ararım teselliyi.


Masal Sevgili ile bir gün birbirimizi bulacağız ya… O zaman takvim yaprakları baharı göstersin. Kırlar çiçekler ve kelebeklerle, ağaçlar meyvelerle dolmuş olsun.

Ege’ye gidelim.


Çılgın Kalabalıktan Uzak’ı okurken bir kırın dinginliğini hayal etmemek mümkün değil. Batsheba’nın yerinde olsaydım, Oak hastalanan koyunlarımı kurtardığında sarılırdım ona. Tüm köyün gözleri önünde… Bir daha asla bırakmazdım ellerini.


Ege’nin zeytin ağaçlarıyla örtülü dağlarının arasında ya da nerede olduğunu bilmediğim bir kırdaki evi özlüyorum. Evin bahçesine hangi çiçekleri dikeceğimi düşünüyorum.

Gelincik saksıda yetişir mi?


Her geçen yıl doğduğum şehre biraz daha bağlanıyorum öte yandan.


Git...
Gidemiyorum.


Kal…
Kalamıyorum.

9/2/2009

GÖKYÜZÜ AĞLARKEN

Dünden bu yana İstanbul’da hiç aralıksız yağmur yağıyor. Tüm ölümler zamansız. Fakat bazıları… Daha zamansız.

Zamansız ölümlerin ardından hiç aralıksız yağmur yağar.

Sibel ile yüz yüze gelmesek de birbirimizden haberdardık. Yazılarını sürekli okurdum. Son okuduğum yazısının ardından bilgisayar ekranına kapanıp ağlamıştım.

Ölüm meleği hiç affetmiyor.
Ölümün yanında her şey anlamını yitiriyor.  

Hoşçakal Sibel...

4/2/2009

TARUMAR MEVSİMİ


Yıllar şans, uğur ve tesadüflere karşı olan güven duygumu köreltti. Şans, uğur ve tesadüflerden değil ama gerçeklerden biraz daha insaflı olmasını bekliyordum.


Tek kişilik zenginliğe inanmadığım gibi tek kişilik aşka ve tek kişilik mutluluğa da inanmam. Umutlar da… Tek kişinin beslediği umutlar yaşamıyor. Ege’de bir kıyı kasabasına ve Masal Sevgili’ye dair düşlerim soldu solacak.


Çok eski değil.
Bakar ve gökyüzünde harfler arardım. Öyle ya bulutlar yazabilirdi sevgilimin adını…

Baharda karşıma çıkan ilk papatya Phersophone’nin hediyesiydi. Defterimin yapraklarının arasında saklardım papatyaları…

Bir elma dilimi bir şiiri defalarca okumak demekti. Turgut Uyar’dan, Edip Cansever’den…

Kısa ama mutlu hikâyeleri yazmak daha kolaydı. Şimdi değil.  

Oysa, çok da eski değil ki tüm bunlar.

3/2/2009

HER ŞEYDEN UZAKTA


Defne “Londra'da kar yağıyor. Her yer bembeyaz” diye yazdı. Evinin penceresinden kar ile örtülen sokakların fotoğrafını çekmiş. Fotoğraftaki iki katlı kırmızı otobüsü görünce Londra’da olmayı istedim.  


Kırmızı ve sevimli otobüslerden birinde…
Sokaklar bembeyazken…
Her şeyden uzakta.

30/1/2009

DALGALARA KAPILMIŞ ROTALARIM


Renklipamuklar bana çikolata almış. ‘Bol şans’ çikolatası.

“Şans getirsin” diyerek verdi çikolatayı. Bu sıralar şansa gereksinimim olduğunu düşünmüş. Üstelik bol şansa…


Aylardır devam eden ve saatler süren boğucu toplantılar, titizlikle hazırlanan planlamalar, kriz yönetimi safsataları boşunaymış. Boşu boşuna o sinir harbinin içinde debelenip durmuşuz. Sonunda The Boss ekonomik krize yenildi ve “Buraya kadar, dergiyi çıkarmıyorum” dedi.


Dergilerimi tutkuyla severim. Sevmekten öte sahiplenirim. Yıllar önce çalıştığım dergilerimin sayfalarını çevirirken… Aklımdan bir dolu düşünce geçer. Meslek hayatımda ilk kez ofisteki ajandalarımı, uğurlu tavşan kalemliğimi ve diğer eşyalarımı toplarken… Arşivim için her sayıdan birer tane alırken…
Ağlamaklı olmadım.
Öyle yılmışım.


Bir hafta olmadı, evdeyim. Dağınıklıklarımı topluyor, film izliyorum. TV’den uzak duruyor, Ponçik ile zaman geçiriyorum. Ossy ve renklipamuklar her gün arayıp, hatırımı soruyorlar.
“Oh, ne güzel! Film izle, kitap oku. Senin yerinde olmak vardı” diyorlar. Saplantılı bir işkolik olduğumu bilirler. Anlıyorum ki birdenbire içine düştüğüm boşluğun beni üzmesinden korkuyorlar. Fakat öyle bıkmışım ki…
Hiç aldırış etmiyorum, bugüne de sonrasına da.

 
Zaten her şey olacağına varıyor.

Rotayı gönlünce çiz. Gemi dalgalar nereye sürüklerse o yöne gidiyor.