Sayfadan sayfaya serpiştirdiğim kelimelerim; siz benim çiçeklerimsiniz.
Bazen yemyeşil çimenlerde açan bir papatya olursunuz bazen uçsuz bucaksız bir kırda, devedikeni. Bazen akçaormanda, bir ıhlamurun gölgesinde açan bir yalnız menekşe bazen de karın ortasında yaprakları incelmiş bir kardelen.
Bir kitaba ait olmayan kelimelerim; siz benim mevsimlerimsiniz.
Bazen bir bahar kadar ılıklaştırırsınız içimi bazen sağanaklar dolusu yağarsınız. Bazen ellerimi sızlatır, üşütürsünüz kış gibi bazen yüzümü çeviremediğim bir güneş olursunuz; okuyamaz gözlerim yazdıklarımı...
Kimi zaman bir cambaz olurum sizinle, kimi zaman A’dan Z’ye kifayetsiz.
Dün gece, her şey canımızın kaymaklı ekmek kadayıfı istemesiyle başladı. Derken, benim aklıma tabak dolusu aşure düştü. Renklipamuklar, “Defne’nin getirdiği Noel kurabiyeleri duruyor. Hem yılbaşı da geldi, onlardan yiyelim…” dedi. Mutlulukla açtık kurabiye kutusunu… Çiçek şeklindeki zencefilli kurabiyeleri yedik; Defne’yi özledik.
Sabah…
İstanbul’a kar yağdı. Boyumdan büyük atkımla yola çıktım. Hava sıcaklığı hayli düşmüştü.
Ayrıntıların kaosunda…
Tükenmez kalemim ve not defterim yanımda; yedek piller, yeni çıkan kitaplar, ilave edilecek bir isim, unutulmaması gerekli bir tarih, atlanan bir görüşme ve diğerleri.
Akşam…
Hava iyiden iyiye soğuktu.
“Gülümse…” dedim, yorgunluktan somurtan kız arkadaşıma. Mutlu birkaç cümle kurdum onun için… Gülümsedi.
Renklipamuklar tiramisu yapmış. İnce bir dilim tiramisu, iki parça Noel kurabiyesi ve bir fincan çay. Fonda bir Yeşilçam Klasiği, “Seven ne yapmaz”.
İstanbul’a hâlâ kar yağıyor. Kediler üşümüştür. Ve, serçeler…