« Önceki |

5/3/2009

GÖZLERİME, GÖZLERİMİZE YERLEŞEN…

Masal Sevgili’ye…

Ağlamaktan çok ağlayamamak, gözlerimize yerleşen...

Hoyratça tükettiklerimizin, harcadığımız gözyaşlarımızın kuru intikamı olmalı boğazımıza düğümlenenler.


Fırtınanın koptuğu bir gökyüzü düşün. Fırtına ağaçların köklerini sökmüş, ağaçlar savrulmuş. Yapraklar dallarından kopmuş, yapraklar da savrulmuş.

Sevgilim, bulutlara boğulmuş gökyüzünde sönmüş yıldızları arayalım. Sönmüş yıldızları bir köy kahvesinde, soba kenarında ısınan bir çocuğun gözlerinde bulalım. Kirpiklerini kırpıştırdıkça yıldızlar yansın.


Lunaparkta bozuk parası olmayan, atlıkarıncayı uzaktan seyreden çocuklarda bulalım kaybettiğimiz mutluluğu. Cebimizdeki tüm bozuklukları küçücük avuçlara bırakalım.

Çocuklar gülümsesin ve sönmüş birkaç yıldız daha yansın.


Apartmanlar arasında soluksuzum. Milyonlarca insanın sığdığı bir şehirde ezeli bir yalnızlığı ezberlemişim. Ağlamaktan çok ağlayamamak gözlerime yerleşen… Hoyratça tükettim, gözyaşlarımı harcadım.

Yutkunabilmek mümkün değil, boğazım düğüm düğüm.



Sevgilim, ellerimi tutar mısın?
Benimle yıldızları arar mısın?

18/2/2009

YAĞMURLU MEVSİMİN AŞK MASALI

“Hatalıydım. Belki bir adım ötesinde suçlu” dedi genç kadın.

 
Onu terk eden, yıllarının esir düştüğü erkekten özür dilemeliydi. Sonra, terk ettiğinden de…
Bir keresinde biri karşısında ağlamıştı. Ondan da… Güvenemediği, inanmadığı erkeklerden de özür dilemeliydi.

İzini kaybettirdiklerinden de.

Öyle ya da böyle hayatına uğradığı tüm erkeklerden özür dilemeliydi esasında.


“Hatalıydım. Belki bir adım ötesinde suçlu”
dedi kendine.


Bir mevsim seçmişti, geçmiş zamandan... Mevsim, güze ve hüzne yakındı. Yağmurluydu.

Yaprakları sararmış mevsimde kendi yarattığı aşk masalına inanmıştı. Eylül yağmurlarını, nisan güneşini, fesleğenlerin küçük yapraklarını, ortancaların ılık mavisini katmıştı yarattığı aşkın gündüzlerine. En kırılgan dizeleri, sihirli anlatıları, çay bardağının içindeki limon dilimini ve mum ışığını seçmişti yarattığı aşkın gecelerine.


İnandığı aşk masalı geçmiş zamanın yağmurlu bir mevsiminde yazılmıştı. Okuyanların inanmayacağı kadar eskimişti hikâyesi...


Hatalı kendiydi.
Belki bir adım ötesinde suçlu. 

17/2/2009

İSTANBUL’DA BEYAZ GECE


İstanbul’a kar yağdı.
Her yer bembeyaz.

3/12/2008

ZAMANIN BİLDİĞİ...


Sensiz her saatin asırlara uzandığını…
Her dakika gözlerinin gözlerimde şimşek şimşek çaktığını…   
Ve her saniyenin beni sana bileylediğini…

Zaman biliyor.

17/11/2008

AĞLARSAN SEVGİLİM


“Ağlarsan sevgilim, ağlarsan eğer…
Gözyaşların denizim olur, boğulduğum…”

demişti, gitmeden önce.

Bu nedenle ağlamamıştı, o giderken.