« Önceki |

14/3/2009

IHLAMUR’UN BEYAZ ÇİFTLİĞİ

Son haftalarda ellerim, ayaklarım buz. Hep üşüyorum, hep üşüyorum. Uykularım yorgun, uykusuzluklarım yorgun. Bir de şu ani baş dönmeleri.

Of, yine demir eksikliği!


Şubat’ın 26’sında randevum vardı. Gitmedim.
“Hımmm” yapmıştı genç doktor.
“Kaç yıldır vejeteryansınız?”
“10 yıl oldu.”

Şunun iyice gözünü korkutayım da aklı başına gelsin diye düşünmüş olmalı. “Lütfen! Ben et yiyemiyorumları kabul etmiyorum! diye başlamıştı söylevine.
“Ayın 26’sında gelin de kan değerlerinize bakalım” demişti ardından.

Gitmedim.


Daima mönülerden kebap, köfte, döner, iskender ve benzeri seçimleri yapan erkeklerle karşılaşmışımdır. Belki de çoğu erkeğin seçimi bu yöndedir?..

Bir yerlerde bir şeyler yemek üzereyken keder dolu bakışlarla gözlerimin içine bakarlar. Birbirleriyle sözleşmiş gibi “Senin için üzülüyorum” derler. Kendimi uzaydan yaşlı ve yorgun dünyamıza ışınlanmış menşei henüz saptanamamış garip bir türmüşüm gibi hissederim.  


Dırdır eden doktor ya da çoğu erkek bir yanda dursun. Şimdilerde… Kuzuları seven bir sevgilim olsun istiyorum. Çılgın Kalabalıktan Uzak'taki çiftçi Oak gibi mesela!.. 


Masal Sevgili'nin Çiftçi Oak'ınki gibi kuzuları olsun ve bir tane de bana hediye etsin!


Bir gün çok param olursa, arkadaşlarım ile birlikte eğleneceğimiz küçük bir çiftlik kuracağım. Evimin bahçesinde, pencere kenarlarında renk renk çiçekler açacak. Horozibikleri, aslanağızları, kadife çiçekleri, mine çiçekleri…

Çiftlik evimde çimlerin üstünde açan papatyalara ve sarıçiçeklere kimseler dokunamayacak. Kimseler üzerlerinden çim makineleriyle geçemeyecek. Çiftliğin girişine ıhlamur ağaçları, bahçe köşelerine ise manolyalar dikeceğim. Ve elbette çam ağaçlarım ve belki bir salkım söğüdüm bile olacak.



O zamana dek Masal Sevgili ile karşılaşabiliriz belki?..
Masal Sevgili arkadaşlarımla, arkadaşlarımızla birlikte çiftlikte eğlenmeyi ister belki?..

28/2/2009

AÇIK DENİZ KENARINDA

Bu kış İstanbul çok soğuk.

Soğuktan ellerim kurudu. Üniversite yıllarında kullandığım el kremine geri döndüm.

Özlemişim kokusunu…

 
Sabah ve akşamüstü kahvelerine ara verdim. Geçenlerde yaşadığım mide krampı ve onu izleyen ağrılar korkunçtu. Saatler boyunca ayağa kalkamadım.

Çokça çay ve kahvenin yerini yine ıhlamur aldı.


Bazı geceler iyiden iyiye uykusuz, bazı geceler iyiden iyiye yorgunum.

Fakat bu yorgunluk bana ait değil.


*Açık Deniz Kenarında’nın 27’inci sayfasındayken, şubat 27’inci gününe veda etmek üzere. İki gece önce uykusuz kaldığımda başlamıştım okumaya… Balıkçılık uzmanı dalgaları aşarak bir adaya doğru yola çıktı. Ada karanlık, insanları soğuk. Balıkçılık uzmanı ise yalnız bir adam.


Bu sıralar kendimi bir açık denizin ortasında gibi hissediyorum. Sanki bir adada, uykusuzum ve yapayalnızım.  

Bugün arkadaşımın ofisine gittim. Ofis duvarlarında Feyhaman Duran’dan İbrahim Çallı’ya kadar resimler vardı.

Resimleri seyrettim, konuşmadığımız zamanlarda...


Eve dönerken düşündüm de...
Eskiden ne çok şey yıkımdı bana. Artık pek çoğu umurumda bile değil.

Büyümek, daha doğrusu yaşlanmaya başlamak güzel şey.


*August Strindberg

13/2/2009

DİĞER BEYAZ TUVAL’E...


Blogumun fotoğraf yükleme kapasitesinin dolduğunu görünce blogspot’tan Beyaz Tuval adresini almak istemiş ve kötü bir sürprizle karşılaşmıştım. Blogumun adı alınmış ve profil içeriğim aynı şekilde kullanılmıştı.

Bugün ise bir başka sürpriz ile karşılaştım. Blogspot’taki Beyaz Tuval adresinde hiç kimseler yok! Aklım karıştı, ne yapacağımı bilemedim. Okuyorsa eğer, blogspot’taki Beyaz Tuval’e teşekkür ederim. Blogtan çıkmayabilirdi. Profil içeriğini değiştirmesi ya da benden alıntı yaptığını yazması yeterliydi.

 

Açıkçası birbirini izleyen gelişmelerin ardından böylesi bir iyi niyet beklemiyordum. Bu davranışın zarafeti karşısında ezildiğimi belirtmek isterim.

Sepetin içindeki çiçekler Beyaz Tuval için…

9/2/2009

GÖKYÜZÜ AĞLARKEN

Dünden bu yana İstanbul’da hiç aralıksız yağmur yağıyor. Tüm ölümler zamansız. Fakat bazıları… Daha zamansız.

Zamansız ölümlerin ardından hiç aralıksız yağmur yağar.

Sibel ile yüz yüze gelmesek de birbirimizden haberdardık. Yazılarını sürekli okurdum. Son okuduğum yazısının ardından bilgisayar ekranına kapanıp ağlamıştım.

Ölüm meleği hiç affetmiyor.
Ölümün yanında her şey anlamını yitiriyor.  

Hoşçakal Sibel...

3/2/2009

HER ŞEYDEN UZAKTA


Defne “Londra'da kar yağıyor. Her yer bembeyaz” diye yazdı. Evinin penceresinden kar ile örtülen sokakların fotoğrafını çekmiş. Fotoğraftaki iki katlı kırmızı otobüsü görünce Londra’da olmayı istedim.  


Kırmızı ve sevimli otobüslerden birinde…
Sokaklar bembeyazken…
Her şeyden uzakta.